top of page

İlişkisel Olan Toplumsaldır. Psikoterapinin Sosyal Sorumluluğuna İlişkisel İntegratif Bir Bakış

  • 2 days ago
  • 3 min read

Psikoterapi çoğu zaman bireyin iç dünyasına yönelen bir iyileşme süreci olarak düşünülür. Oysa kişinin yaşadığı güçlükler yalnızca kendi içsel süreçlerinden kaynaklanmaz; içinde büyüdüğü ilişkiler, yaşadığı toplumsal koşullar, karşılaştığı eşitsizlikler ve ait olduğu sosyal çevre de psikolojik deneyimin şekillenmesinde önemli bir yere sahiptir.

İlişkisel İntegratif Psikoterapi, tam da bu nedenle bireyi ilişkilerinden ve içinde yaşadığı bağlamdan ayrı düşünmez. Richard Erskine’in yaklaşımında insan gelişiminin temelinde ilişki ve temas vardır. Kendimizle ve başkalarıyla kurduğumuz temas içinde şekillenir; görülmeye, duyulmaya, anlaşılmaya ve ilişkilerimiz içinde bir karşılık bulmaya ihtiyaç duyarız.

İlişkisel ihtiyaçlardan toplumsal bağlama

Erskine’in yaklaşımında güvenlik, değer görme ve doğrulanma, güvenilir bir diğerinden destek alma, benzer deneyimlerin paylaşılması, kendini tanımlayabilme, diğer kişi üzerinde etki yaratabilme, karşı tarafın inisiyatif alması ve sevgiyi ifade edebilme temel ilişkisel ihtiyaçlar arasında yer alır.

Bu ihtiyaçları yalnızca yakın ilişkilerimiz içinde düşünmek ise yeterli olmayabilir. Çünkü ilişkisel deneyimlerimiz ailede olduğu kadar okulda, işyerinde, kurumlarda ve toplumla kurduğumuz ilişkiler içinde de şekillenir.

Yoksulluk, işsizlik, göç, toplumsal eşitsizlikler, ayrımcılık ya da travmatik toplumsal yaşantılar kişinin güvenlik, görülme, değer verilme ve aidiyet gibi temel ilişkisel ihtiyaçlarını etkileyebilir. Dolayısıyla terapi odasına gelen kişi, yalnızca kendi bireysel geçmişini değil, içinde yaşadığı toplumun izlerini de beraberinde getirir.

Bu açıdan psikoterapistin sorusu yalnızca “Bu kişi neden böyle hissediyor?” değildir. Bunun yanında, “Bu kişi hangi ilişkiler ve hangi koşullar içinde kendisiyle ve başkalarıyla temasını kaybetmek zorunda kaldı?” sorusu da önem kazanır.

Terapi bir ilişkisel onarım alanı olabilir mi?

İlişkisel perspektiften bakıldığında terapist yalnızca bireyin semptomlarıyla değil, onun ilişkisel bağlamıyla da temas eder. Danışanın geçmişte görülmediği, duyulmadığı, duygularının karşılık bulmadığı ya da kendisini güvende hissedemediği ilişkisel deneyimler terapi odasında yeniden ortaya çıkabilir.

Bu nedenle terapötik ilişki, geçmişte eksik kalmış bazı ilişkisel deneyimlerin fark edilmesine ve farklı biçimde deneyimlenmesine alan açabilir.

Burada terapistin duyarlı eşliği önem kazanır. Duyarlı eşlik, danışanın deneyimine dışarıdan bakan bir gözlemci olmaktan çok, onun duygusal ve ilişkisel deneyimine dikkatle eşlik etmeyi ve gerektiğinde ilişkisel olarak yanıt verebilmeyi içerir.

Terapötik ilişkide güç ve sosyal duyarlılık

Terapötik ilişkiyi toplumsal bağlamından bağımsız düşünemeyeceğimiz bir başka alan da güç ilişkileridir.

Terapist ve danışan arasındaki ilişki tamamen simetrik değildir. Terapist mesleki bilgiye, belirli bir uzmanlık konumuna ve kimi zaman kültürel olarak tanınan bir otoriteye sahiptir. Özellikle hiyerarşik ilişkilerin güçlü olduğu toplumsal bağlamlarda danışan terapisti “doğruyu bilen” ya da “sağlıklıyı temsil eden” kişi olarak görebilir.

Bu güç farkını yok saymak yerine fark etmek, terapötik sorumluluğun bir parçasıdır. Çünkü danışanın geçmişinde susturulduğu, küçümsendiği, otorite karşısında pasifleştirildiği ya da kendisini uyarlamak zorunda kaldığı ilişkiler varsa, benzer örüntüler terapi ilişkisinde de fark edilmeden yeniden üretilebilir.

İlişkisel bir terapötik duruş, bu nedenle eşitliği, iki kişinin tamamen aynı konumda olduğu bir ilişki olarak değil; farklılıkların ve sorumluluğun farkında olarak yan yana durabilmek şeklinde ele alır.

Terapi odasının ötesinde

Psikoterapinin sosyal sorumluluğunu düşünmek, terapiyi yalnızca bireysel görüşme odasıyla sınırlamamak anlamına da gelir.

Deprem ve afet bölgeleri, okullar, üniversiteler, sığınma evleri, göç alan bölgeler, gençlik merkezleri ve toplum temelli çalışmalar ruh sağlığı uzmanlarının ilişkisel ve psikososyal katkısına ihtiyaç duyulan alanlardır. Psikoterapist bu alanlarda yalnızca psikolojik destek sunan değil; aynı zamanda yaşananlara şahitlik eden, görünmeyeni görünür kılan ve insanlar arasında yeniden güvenli temas kurulmasına katkıda bulunan bir kişi olabilir.

Bu perspektif, psikoterapiyi toplumsal sorunların çözümü olarak görmek anlamına gelmez. Ancak bireyin yaşadığı acıyı yalnızca bireysel bir sorun olarak açıklamamanın etik önemini hatırlatır.

Sosyal sorumluluk terapistin kendisiyle başlar

İlişkisel bir yaklaşımda terapistin kendisi de terapötik sürecin dışındaki nötr bir gözlemci değildir. Kendi yaşam öyküsü, değerleri, kültürel konumu ve kör noktalarıyla ilişkinin içindedir.

Bu nedenle sosyal duyarlılık yalnızca danışanın toplumsal koşullarını fark etmekten ibaret değildir. Terapistin kendi konumunu, ayrıcalıklarını, varsayımlarını ve sessiz kaldığı alanları da merak edebilmesini gerektirir.

Belki de psikoterapinin sosyal sorumluluğu tam burada başlar: Bireysel olanla ilişkisel olanı, ilişkisel olanla toplumsal olanı birbirinden koparmadan görebilmek.

Terapötik ilişki yalnızca danışan ve terapist arasında kurulan bir bağ değildir. Geçmiş ilişkilerin, toplumsal deneyimlerin ve kişinin dünyada kendisine nasıl bir yer bulabildiğinin de izlerini taşır.

Bu nedenle psikoterapi yalnızca içe dönük bir iyileşme süreci değil; kişinin kendisiyle, diğerleriyle ve içinde yaşadığı dünyayla yeniden temas kurabilmesine alan açan bir süreç olarak düşünülebilir.

Kaynaklar

American Psychological Association. (2017). Multicultural guidelines: An ecological approach to context, identity, and intersectionality. American Psychological Association.

Erskine, R. G. (2011). Attachment, relational-needs, and psychotherapeutic presence. International Journal of Integrative Psychotherapy, 2(1), 10–18.

Erskine, R. G. (2021). Early affect confusion: Relational psychotherapy for the borderline client. nScience Publishing.

Erskine, R. G., Moursund, J. P., & Trautmann, R. L. (1999). Beyond empathy: A therapy of contact-in-relationship. Brunner-Routledge.

Ratts, M. J., Singh, A. A., Nassar-McMillan, S., Butler, S. K., & McCullough, J. R. (2016). Multicultural and social justice counseling competencies: Guidelines for the counseling profession. Journal of Multicultural Counseling and Development, 44(1), 28–48. https://doi.org/10.1002/jmcd.12035


 
 
 

Comments


Doç. Dr. Zeynep Maçkalı 

Mail : zeynepmackali@gmail.com

Telefon: 0212 251 6809

             

Thanks! Message sent.

bottom of page