top of page

Bir Sergiden Kalan Fiiller: Düşünmek, Hayal Etmek, Onarmak

Sep 8
4 min read



Serginin girişinde karşıma çıkan ifadeler, daha içeri adım atmadan beni Yoko Ono’nun dünyasına davet etti: Barışı düşünmek, yaşamı sevmek, barışı hayal etmek…

Sergi boyunca dikkatimi çeken şeylerden biri de farklı fiillerdi. Kimi Türkçe, kimi İngilizceydi: unut, reach… “Reach”i kendi içimde “ulaşmak” diye çevirdim. Bir süre sonra bu sözcüklerin yalnızca duvarlarda duran kelimeler olmadığını, benimle bir tür etkileşim kurduğunu fark ettim. Bu eylem bana ne kadar yakın? Ne kadar uzak? Benim için ne ifade ediyor? Hayatımda nasıl bir karşılığı var?

Belki de serginin benim için asıl deneyimi burada başladı: Bir esere bakmaktan çok, onun bana yönelttiği çağrıyla karşılaşmakta.

Ono’nun talimat parçalarının yer aldığı duvar da bu hissi sürdürüyordu. Bir dans partisi yapmak, insanları sandalyelerle dans etmeye davet etmek, bir duvarı boyamak… Birbirinden farklı, bazen beklenmedik yönergeler.

Bunlara bakarken serginin adındaki “İçses” kavramını düşündüm. Sanki sanatçı kendi içseslerinden bazılarını dışarıya taşıyor, onları görünür hale getiriyordu. Ama dışarıya çıkan o sesler, bu kez benim kendi içimde olanla bağ kurmam için bir alan açıyordu. Farklı dillerdeki talimatların yan yana gelişi de bu karşılaşmayı tek bir dilin ve kültürün sınırlarının dışına taşıyor gibiydi.

Sergide beni en çok etkileyen çalışmalardan biri Temizlik Parçası (Cleaning Piece) oldu. İrili ufaklı, farklı renklerde taşlardan oluşan yol, benim için giderek yaşamın kendisine benzemeye başladı. Taşlar sanki yaşanan farklı olayları, anıları ve bunlara verdiğimiz ağırlıkları taşıyordu.

Çalışmanın davetiyle acı veren, zorlayan deneyimleri ve ardından umut verenleri düşünmek benim için anlamlıydı. Belki bu nedenle eseri zihnimde “acı ve umut” olarak kaydettim.

Taşlarla etkileşime geçildiğinde ise başka bir şey oluyordu. Üst üste koyduğunuz taşlar düşebiliyor, dağılıyor, yeniden yerleştirilebiliyordu. Bunun kendisi bana çok tanıdık geldi. Anılarımız da düzenli ve doğrusal değil. Kimi deneyimlere daha büyük bir yer veriyoruz, kimileri zaman içinde başka bir ağırlık kazanıyor. Bazen de içeride taşıdığımız bir şeyi dışarıya çıkarıp karşımızda gördüğümüzde ona başka türlü bakabiliyoruz.

Belki de beni etkileyen tam olarak buydu: Taşların oluşturduğu düzenin sabit kalmaması. Yeniden dizilebilmesi, bozulabilmesi, tekrar kurulabilmesi. Tıpkı yaşadıklarımıza verdiğimiz anlamların zaman içinde değişebilmesi gibi.

Çuval Parçası (Bag Piece) ise bende bambaşka sorular bıraktı. Katılımcı siyah bir çuvalın içine girdiğinde dışarıyı görebiliyor; dışarıdakiler ise onun görünüşüne ilişkin işaretleri göremiyordu. Yaş, cinsiyet, ırk gibi birbirimizi algılarken kullandığımız işaretler bir süreliğine ortadan kalkıyordu.

Ben çuvalın içine girmedim. Ama ilginç biçimde eser benim için orada bitmedi.

Sergiden çıktıktan sonra da zaman zaman düşünüyorum: Ben o çuvalın içine girseydim nasıl hissederdim? Görülmeden görmek nasıl bir deneyim olurdu? Görünüşe ilişkin işaretler ortadan kalktığında kendimi nasıl ifade ederdim? Birbirimizi görmenin başka yolları mümkün mü?

Bazı eserlerin etkisi belki de tam burada başlıyor; deneyim sona erdikten sonra da içimizde bir soru olarak yaşamaya devam etmelerinde.

Kapıların yer aldığı çalışma da böyleydi. Farklı yönlere bakan, bazıları yerde duran kapılar… Aynı alanda “hayal etmek” ifadesiyle karşılaşınca kapılar benim için giderek birer ihtimale dönüştü.

Aralarında dolaşırken kendi yaşamımdaki kapıları düşündüm. Hangilerini açtım? Hangilerinden geçmedim? Hangilerini açmaya cesaret edemedim? Hangileri yüzüme kapandı? Ve belki henüz karşıma çıkmamış hangi kapılar var?

Bir başka alanda ise ışıkla karşılaşmamın bende yarattığı etki oldukça farklıydı. Orada bir süre herhangi bir anlam vermeye çalışmadan yalnızca durdum. Işığın nasıl göründüğünü, algımı nasıl değiştirdiğini, içimde neler uyandırdığını izledim. Sergide belki de en az “düşündüğüm”, en çok yalnızca kaldığım anlardan biriydi.

Sonra yeniden katılımcısı olduğum bir çalışmayla karşılaştım. Şaşırt ve Daire Çizme Resmi, sergiyi gezen insanların bıraktıkları dairelerle büyümeye devam ediyordu. Farklı renklerde, farklı büyüklüklerde, birbirine yaklaşan ya da birbirinden uzaklaşan çizgiler…

Ben de kendi dairemi ekledim.

Bunu yaparken daha önce çizilmiş olanlara müdahale etmemeyi, var olan çizgilere saygı göstererek bana kalan alanda bir şey üretmeyi tercih ettiğimi fark ettim. Aslında kimse benden bunu istemiyordu. Bu benim o ortak alanda var olma biçimimdi.

Başkasının bıraktığı izi görmek, ona yer açmak ve aynı zamanda kendime de bir yer bularak bütüne dahil olmak…

Belki sergide katılımcı olmakla ilgili beni etkileyen şeylerden biri de buydu. Yoko Ono bize yalnızca bir eser bırakmıyor; içine nasıl gireceğimize bizim karar verebileceğimiz bir alan bırakıyordu.

Bu düşünce Onarma Parçası (Mend Piece) karşısında daha da belirginleşti.

Masanın üzerinde kırık parçalar ve onları yeniden bir araya getirmek için kullanılabilecek malzemeler vardı. Fakat benim için asıl etkileyici olan, başkalarının onarmaya çalıştıkları nesnelerdi.

Bazıları yeniden işlevsel bir şeye dönüşmüştü. Bazılarında ise kırık hâlâ görünüyordu. Hatta kimi zaman o kırığın görünür kalması, ortaya çıkan şeyi daha da etkileyici hale getiriyordu. İpler, ek yerleri, birbirine uymayan parçalar… Her birinde başka türlü bir birleştirme gayreti vardı.

Uzun süre bunlara baktım.

Onarmanın her zaman eski haline döndürmek anlamına gelmediğini düşündüm. Bazen kırık görünmeye devam ediyor. Bazen parçalar eskisinden tamamen farklı biçimde bir araya geliyor. Bazen ortaya artık başka bir şey çıkıyor.

Ama hepsinde bir temas ve bir araya getirmeye dair bir gayret vardı.

Üstelik o nesneyi kimin yaptığını, kaç yaşında olduğunu, kırık parçayı neden tam da o şekilde birleştirdiğini bilmiyorsunuz. Geriye kişinin parçayla kurduğu ilişki ve bıraktığı iz kalıyor. Belki de beni etkileyen, onarılmış nesneden çok bu gayretin görünür hale gelmesiydi.

Sergide beni uzun süre karşısında tutan çalışmalardan biri de Yükseliş (Arising) oldu.

Kadınların gözleri ve bu gözlerin yanında kendi yaşamlarından paylaştıkları hikâyeler… Bazılarına uzun uzun baktım. Gözlerin çevresindeki çizgilerin derinliği ve yoğunluğu, yaşananların bedende bıraktığı izleri düşündürdü bana.

Çalışmanın öfkeye de alan açan çağrısı beni başka bir sanat deneyimime götürdü: Imany’nin Women Deserve Rage konserine. Orada da kadınların öfkelerini hissetmeye ve ifade etmeye hakları olduğu fikri beni etkilemişti. Yoko Ono’nun çalışmasında da öfke bana bastırılması ya da uzak durulması gereken bir duygu olmaktan çok, yaşanmış olana tanıklık eden ve kişinin kendi sesine sahip çıkmasına eşlik edebilecek bir duygu gibi geldi.

Belki de serginin farklı yerlerinde karşıma çıkan bütün bu deneyimleri birbirine bağlayan şey buydu: Bir şey yapmaya davet edilmek.

Düşünmeye, hayal etmeye, ulaşmaya, görmeye, bir iz bırakmaya, bir parçayı başka bir parçayla buluşturmaya, onarmaya…

İçses ve İçyapı oldukça yalın bir sergi. Eserlerin bu sadeliği, benim için onlarla ilişki kurabileceğim alanı genişletti. Ne düşüneceğimi ya da ne hissedeceğimi söylemek yerine, bana bir şey yapabileceğim ya da bazen yalnızca durabileceğim bir alan bıraktı.

Bu nedenle sergiden geriye benim için tek tek eserlerden çok bazı eylemler kaldı:

Düşünmek. Hayal etmek. Ulaşmak. Görmek. Katılmak. Onarmak.

Yoko Ono’nun düşünme biçiminin içine bir süreliğine dahil olmuş gibiydim. Ama onun açtığı alana girdikçe, karşılaştığım şey yalnızca sanatçının içsesleri değildi. Kendi içimde olanlar da biraz daha duyulur hale geliyordu.

Sergiden çıktıktan sonra ise bazı sorular benimle yürümeye devam etti:

Neyi onarmak istiyorum?Hangi kapıyı açmak istiyorum?Neye ulaşmaya çalışıyorum?Ve içimde hangi sese biraz daha fazla yer açabilirim?


 
 
 

Comments


Doç. Dr. Zeynep Maçkalı 

​

​​​

Mail : zeynepmackali@gmail.com

​

Telefon: 0212 251 6809

             

Thanks! Message sent.

bottom of page